{"version":2,"html":"<p>Öğle güneşinin penceremden sızan soluk ışığı, taş zeminde adeta bir ölüm saatinin akrebi gibi ilerliyordu. Zamanım tükeniyordu. Yerde oturup mucize beklemek beni kurtarmayacaktı; bunu dünyadaki hayatımdan çok iyi biliyordum. Orada da kimse gelip borçlarımı ödememiş, beni o soğuk park bankına düşmekten kurtarmamıştı. Eğer yaşamak istiyorsam, bu yabancı bedenin titreyen bacaklarını ayağa kaldırmak zorundaydım.</p><p>Aynaya son bir kez baktım. Zihnimdeki anılar darmadağındı, kırık bir vazo gibi. "Kaelen" ismini ve bir asilzade olduğumu biliyordum ama bu şehrin sokaklarını, bu hanedanın neden çöktüğünü hatırlamaya çalıştığımda beynime sanki iğneler batıyordu. Hafızam sisli bir nehir gibiydi, sadece ihtiyacım olan o karanlık refleksi dışarı vuruyordu: Hayatta kal.</p><p>Üzerimdeki keten gömleğin yakasını düzelttim, derin bir nefes alıp odadan çıktım. Merdivenleri sessizce inerken hancıya yakalanmamak için gölgeleri takip ettim. Şansıma, alt kattaki meyhane kısmı öğle saatlerinde tenhaydı. Hancı tezgaha arkasını dönmüş, büyük bir fıçıyla uğraşıyordu. Fark edilmeden kendimi hanın ağır ahşap kapısından dışarı, pazar yerine attım.</p><p>Sokaklar tam bir kaos cehennemiydi. At arabalarının tekerlek sesleri, bağırarak malını satmaya çalışan seyyar satıcılar ve çamurlu yollar... Burnuma dolan ağır tezek ve baharat kokusu midemi bulandırsa da gözlerim sadece tek bir şeye odaklanmıştı: Kemerlerden sarkan keselere.</p><p>Bir süre kalabalığın arasında amaçsızca yürüyor gibi yaptım. Bu zarif ve bembeyaz ellerin ne kadar hızlı olabileceğini bilmiyordum ama dünyadaki eski hayatımda, hayatta kalmak için yaptığım işleri yaparken el çabukluğunun ne demek olduğunu iyi öğrenmiştim. Dikkat çekmemek için Kaelen’ın o dik, kibirli asilzade yürüyüşünü taklit etmeye çalıştım.</p><p>Tam o sırada aradığım fırsat ayağıma geldi. İpek pelerinli, şişman ve muhtemelen yerel bir tüccar olan bir adam, tezgahlardan birindeki kumaşları inceliyordu. Arkası bana dönüktü ve belindeki deri kesenin bağları gevşek duruyordu.</p><p>Yüreğim ağzımda, adımlarımı yavaşlattım. Yanından geçerken sanki kalabalık beni ona doğru itmiş gibi hafifçe omzuna çarptım.</p><p>"Ah, bağışlayın efendim," diye mırıldandım pürüzsüz sesimle.</p><p>Adam öfkeyle homurdanıp önüne döndü. O saliselik arada, sağ elimin iki parmağı çoktan işini bitirmişti. Keseyi tamamen alamazdım, bu fark edilirdi. Ama gevşek ağızdan parmaklarımın arasına sıkışan iki sert metal parçasını çekip almam bir göz kırpma süresi kadar kısa sürmüştü.</p><p>Hızla kalabalığın arasına karıştım. Kalbim göğüs kafesimi delecek gibi atıyordu. Avucumu hafifçe aralayıp baktım: İki gümüş sikke. Tam olarak ihtiyacım olan miktar.</p><p>Yakalanma korkusuyla adımlarımı hızlandırdım. Dar, loş ve kimsenin olmadığı yan sokaklardan birine saptım. Sırtımı soğuk bir taş duvara yaslayıp derin derin nefes aldım. Kimsenin beni takip etmediğinden emin olmak için sokağın girişini kontrol ettim. Görünürde kimse yoktu. Parayı cebime koyup derin bir "oh" çektim. Başarmıştım.</p><p>"İlk sefer için fena bir el çabukluğu değil. Ama o asil duruşunla pek uyuşmadı, Kaelen."</p><p>Duyduğum sesle birlikte vücudum buz kesti.</p><p>Sokağın gölgesinden, duvara yaslanmış bir şekilde beni izleyen bir kadın ayrıldı. Üzerinde hafifçe yıpranmış ama vücuduna tam oturan deri bir zırh, belinde ise iki adet kısa kılıç vardı. Kızıl saçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzünde düşmanca bir ifade yoktu ama gözlerinde beni köşeye sıkıştırmış olmanın verdiği sinir bozucu, hesapçı bir parıltı vardı.</p><p>"Kimsin sen?" diye tısladım, arkamdaki duvara daha da yapışarak. Yakalandığımı, muhafızları çağıracağını düşünerek içimdeki tüm umut kırıntıları bir anda yok olmaya başladı.</p><p>Kadın kollarını göğsünde birleştirip bana doğru birkaç adım attı. "Sakin ol, asilzade. Eğer niyetim seni ele vermek olsaydı, o şubara kılıklı tüccar daha arkasını dönmeden çığlığı basardım," dedi, sesi soğuk ve alaycıydı. "Sadece... Valeheart hanedanının son varisinin iki gümüş sikke için sokak köşelerinde yankesicilik yaptığını görmek şaşırttı, hepsi bu."</p><p>Nefesimi yavaşça bıraktım ama tetikte kalmaya devam ettim. Beni tanıyordu ama hafızamdaki boşluklar yüzünden onun kim olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu.</p><p>"Beni nereden tanıyorsun?" diye sordum, sesimdeki şaşkınlığı gizlemeyerek.</p><p>Kadın durdu, beni tepeden tırnağa süzdü. Bakışlarında bir anlık eski bir anının gölgesi belirdi. "Üç yıl önce, babanın kalesini ziyaret etmiştim. Hanedanlığınız henüz ayaktayken, o büyük salonda, tepeden tırnağa ipekler içinde şarap kadehini tokuşturduğun zamanları hatırlıyorum. O günlerde yüzümüze bile bakmazdın." Yüzünde buruk, alaycı bir gülümseme belirdi. "Şimdiyse şu haline bak. Çamurlu sokaklarda cüzdan boşaltıyorsun."</p><p>"Beni tehdit mi ediyorsun?" diye sordum, elimi cebimdeki gümüşlere götürerek.</p><p>"Hayır, sana bir çıkış yolu sunuyorum," dedi kadife gibi ama ciddi bir sesle. "Bağlı olduğum paralı asker grubu, şu sıralar şehirdeki tehlikeli işler için yeni yüzler arıyor. Düzenli bir gelir, sıcak bir çorba ve arkanda seni koruyacak adamlar demek bu. İki gümüş sikkeyle sadece bugünkü oda kiranı ödersin, yarın yine sokaktasın. Bizim grubumuza katıl."</p><p>Şaşkınlıkla gözlerimi kırptım. Bu bedenin hafızası bana dövüşe dair hiçbir şey fısıldamıyordu. Kendi ellerime, o pürüzsüz parmaklara baktım. "Paralı asker mi?" dedim alaycı bir nefes vererek. "Ben... Ben kılıç kullanmayı bile bilmem. Hayatımda elime kılıç alıp almadığımı bile hatırlamıyorum. İlk çatışmada beni kalkan niyetine kullanırlar."</p><p>Lyra hafifçe kıkırdadı, gözlerini ellerime dikti. "Zaten kimse senden ön safta balta sallamanı beklemiyor, Kaelen. Az önce o adamın cebine nasıl girdiğini gördüm. O parmaklar bir asilzadeye göre fazla hızlı ve hafif. Paralı askerlik sadece kaba kuvvetten ibaret değildir; kapıları sessizce açacak, haritaları veya anahtarları çaktırmadan tereyağından kıl çeker gibi çekecek adamlara da ihtiyacımız var. Sen bize o el çabukluğunu ver, biz de senin kılıç tutamayan o asil kıçını koruyalım. Nasıl, adil bir takas değil mi?"</p><p>Sessiz kaldım. Teklif tekinsizdi ama haklıydı. Yarın ne yiyeceğimi bile bilmiyordum.</p><p>"Düşünmek için vaktin var," dedi Lyra arkasını dönerken. "Şimdi git ve hancına o çaldığın parayı ver. Eğer teklifim mantıklı geldiyse, akşama doğru meydandaki Kör Karga meyhanesine gel,</p>","json":{"type":"doc","content":[{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Öğle güneşinin penceremden sızan soluk ışığı, taş zeminde adeta bir ölüm saatinin akrebi gibi ilerliyordu. Zamanım tükeniyordu. Yerde oturup mucize beklemek beni kurtarmayacaktı; bunu dünyadaki hayatımdan çok iyi biliyordum. Orada da kimse gelip borçlarımı ödememiş, beni o soğuk park bankına düşmekten kurtarmamıştı. Eğer yaşamak istiyorsam, bu yabancı bedenin titreyen bacaklarını ayağa kaldırmak zorundaydım."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Aynaya son bir kez baktım. Zihnimdeki anılar darmadağındı, kırık bir vazo gibi. "Kaelen" ismini ve bir asilzade olduğumu biliyordum ama bu şehrin sokaklarını, bu hanedanın neden çöktüğünü hatırlamaya çalıştığımda beynime sanki iğneler batıyordu. Hafızam sisli bir nehir gibiydi, sadece ihtiyacım olan o karanlık refleksi dışarı vuruyordu: Hayatta kal."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Üzerimdeki keten gömleğin yakasını düzelttim, derin bir nefes alıp odadan çıktım. Merdivenleri sessizce inerken hancıya yakalanmamak için gölgeleri takip ettim. Şansıma, alt kattaki meyhane kısmı öğle saatlerinde tenhaydı. Hancı tezgaha arkasını dönmüş, büyük bir fıçıyla uğraşıyordu. Fark edilmeden kendimi hanın ağır ahşap kapısından dışarı, pazar yerine attım."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Sokaklar tam bir kaos cehennemiydi. At arabalarının tekerlek sesleri, bağırarak malını satmaya çalışan seyyar satıcılar ve çamurlu yollar... Burnuma dolan ağır tezek ve baharat kokusu midemi bulandırsa da gözlerim sadece tek bir şeye odaklanmıştı: Kemerlerden sarkan keselere."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Bir süre kalabalığın arasında amaçsızca yürüyor gibi yaptım. Bu zarif ve bembeyaz ellerin ne kadar hızlı olabileceğini bilmiyordum ama dünyadaki eski hayatımda, hayatta kalmak için yaptığım işleri yaparken el çabukluğunun ne demek olduğunu iyi öğrenmiştim. Dikkat çekmemek için Kaelen’ın o dik, kibirli asilzade yürüyüşünü taklit etmeye çalıştım."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Tam o sırada aradığım fırsat ayağıma geldi. İpek pelerinli, şişman ve muhtemelen yerel bir tüccar olan bir adam, tezgahlardan birindeki kumaşları inceliyordu. Arkası bana dönüktü ve belindeki deri kesenin bağları gevşek duruyordu."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Yüreğim ağzımda, adımlarımı yavaşlattım. Yanından geçerken sanki kalabalık beni ona doğru itmiş gibi hafifçe omzuna çarptım."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Ah, bağışlayın efendim," diye mırıldandım pürüzsüz sesimle."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Adam öfkeyle homurdanıp önüne döndü. O saliselik arada, sağ elimin iki parmağı çoktan işini bitirmişti. Keseyi tamamen alamazdım, bu fark edilirdi. Ama gevşek ağızdan parmaklarımın arasına sıkışan iki sert metal parçasını çekip almam bir göz kırpma süresi kadar kısa sürmüştü."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Hızla kalabalığın arasına karıştım. Kalbim göğüs kafesimi delecek gibi atıyordu. Avucumu hafifçe aralayıp baktım: İki gümüş sikke. Tam olarak ihtiyacım olan miktar."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Yakalanma korkusuyla adımlarımı hızlandırdım. Dar, loş ve kimsenin olmadığı yan sokaklardan birine saptım. Sırtımı soğuk bir taş duvara yaslayıp derin derin nefes aldım. Kimsenin beni takip etmediğinden emin olmak için sokağın girişini kontrol ettim. Görünürde kimse yoktu. Parayı cebime koyup derin bir "oh" çektim. Başarmıştım."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""İlk sefer için fena bir el çabukluğu değil. Ama o asil duruşunla pek uyuşmadı, Kaelen.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Duyduğum sesle birlikte vücudum buz kesti."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Sokağın gölgesinden, duvara yaslanmış bir şekilde beni izleyen bir kadın ayrıldı. Üzerinde hafifçe yıpranmış ama vücuduna tam oturan deri bir zırh, belinde ise iki adet kısa kılıç vardı. Kızıl saçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzünde düşmanca bir ifade yoktu ama gözlerinde beni köşeye sıkıştırmış olmanın verdiği sinir bozucu, hesapçı bir parıltı vardı."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Kimsin sen?" diye tısladım, arkamdaki duvara daha da yapışarak. Yakalandığımı, muhafızları çağıracağını düşünerek içimdeki tüm umut kırıntıları bir anda yok olmaya başladı."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Kadın kollarını göğsünde birleştirip bana doğru birkaç adım attı. "Sakin ol, asilzade. Eğer niyetim seni ele vermek olsaydı, o şubara kılıklı tüccar daha arkasını dönmeden çığlığı basardım," dedi, sesi soğuk ve alaycıydı. "Sadece... Valeheart hanedanının son varisinin iki gümüş sikke için sokak köşelerinde yankesicilik yaptığını görmek şaşırttı, hepsi bu.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Nefesimi yavaşça bıraktım ama tetikte kalmaya devam ettim. Beni tanıyordu ama hafızamdaki boşluklar yüzünden onun kim olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Beni nereden tanıyorsun?" diye sordum, sesimdeki şaşkınlığı gizlemeyerek."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Kadın durdu, beni tepeden tırnağa süzdü. Bakışlarında bir anlık eski bir anının gölgesi belirdi. "Üç yıl önce, babanın kalesini ziyaret etmiştim. Hanedanlığınız henüz ayaktayken, o büyük salonda, tepeden tırnağa ipekler içinde şarap kadehini tokuşturduğun zamanları hatırlıyorum. O günlerde yüzümüze bile bakmazdın." Yüzünde buruk, alaycı bir gülümseme belirdi. "Şimdiyse şu haline bak. Çamurlu sokaklarda cüzdan boşaltıyorsun.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Beni tehdit mi ediyorsun?" diye sordum, elimi cebimdeki gümüşlere götürerek."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Hayır, sana bir çıkış yolu sunuyorum," dedi kadife gibi ama ciddi bir sesle. "Bağlı olduğum paralı asker grubu, şu sıralar şehirdeki tehlikeli işler için yeni yüzler arıyor. Düzenli bir gelir, sıcak bir çorba ve arkanda seni koruyacak adamlar demek bu. İki gümüş sikkeyle sadece bugünkü oda kiranı ödersin, yarın yine sokaktasın. Bizim grubumuza katıl.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Şaşkınlıkla gözlerimi kırptım. Bu bedenin hafızası bana dövüşe dair hiçbir şey fısıldamıyordu. Kendi ellerime, o pürüzsüz parmaklara baktım. "Paralı asker mi?" dedim alaycı bir nefes vererek. "Ben... Ben kılıç kullanmayı bile bilmem. Hayatımda elime kılıç alıp almadığımı bile hatırlamıyorum. İlk çatışmada beni kalkan niyetine kullanırlar.""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Lyra hafifçe kıkırdadı, gözlerini ellerime dikti. "Zaten kimse senden ön safta balta sallamanı beklemiyor, Kaelen. Az önce o adamın cebine nasıl girdiğini gördüm. O parmaklar bir asilzadeye göre fazla hızlı ve hafif. Paralı askerlik sadece kaba kuvvetten ibaret değildir; kapıları sessizce açacak, haritaları veya anahtarları çaktırmadan tereyağından kıl çeker gibi çekecek adamlara da ihtiyacımız var. Sen bize o el çabukluğunu ver, biz de senin kılıç tutamayan o asil kıçını koruyalım. Nasıl, adil bir takas değil mi?""}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":"Sessiz kaldım. Teklif tekinsizdi ama haklıydı. Yarın ne yiyeceğimi bile bilmiyordum."}]},{"type":"paragraph","attrs":{"textAlign":null},"content":[{"type":"text","text":""Düşünmek için vaktin var," dedi Lyra arkasını dönerken. "Şimdi git ve hancına o çaldığın parayı ver. Eğer teklifim mantıklı geldiyse, akşama doğru meydandaki Kör Karga meyhanesine gel,"}]}]}}
Yorumlar
Yorum yapmak için hesabına giriş yapmalısın.